zongi.

Zonguldak’ta bugün

YAZI

Yeni Harry Potter Dizisini Beklerken: Hogwarts’a Bir Kez Daha Dönmek

Yeni Harry Potter dizisi için geri sayım sürerken, büyücülük dünyasına yeniden dönmenin tam zamanı. Peki yıllardır çocuk edebiyatı etiketiyle anılan bu yedi kitaplık hikâye, yetişkin bir okura bugün neler anlatıyor?

Yeni Harry Potter dizisi yaklaşırken sosyal medyada eski filmlere dönenlerin, maratonlara başlayanların sayısı giderek artıyor. Bense bu kez biraz daha uzun bir yol seçtim: Yedi kitabı baştan sona yeniden okuyorum. Harry Potter'la 2001 yılında tanışmış, sonraki her kitabı Türkçe baskısının yayımlandığı gün edinmiş bir okur olarak Hogwarts'a dönüşlerim elbette ilk değil. Ancak bu defa kendimi farklı bir şey yaparken buluyorum. Hikâyenin nereye varacağını bilmenin rahatlığıyla olaylardan çok onların nasıl anlatıldığına dikkat ediyorum. Yıllardır sevdiğim bu dünyaya ilk kez biraz da yazar gözüyle bakıyorum.

Harry Potter evreni yıllar içinde pek çok eleştirinin hedefi oldu. Büyücülük dünyasının işleyişindeki mantık boşlukları, sonradan yapılan açıklamalar, kimi tutarsızlıklar... Bunların bir kısmına katılmamak mümkün değil. Ancak yeniden okurken fark ettiğim şey, Rowling'in kurduğu dünyanın bütün kurallarını kusursuzca açıklamasa da anlatısına ne kadar sağlam bir geçmiş kazandırdığı. Örneğin ikinci kitapta sıradan bir ayrıntı gibi karşımıza çıkan kaybolan dolap, altıncı kitabın olay örgüsünde hayati bir rol üstleniyor. Üstelik böyle örnekler az değil. Bir yazarın her ayrıntıyı en başından planlamış olması gerekmiyor; fakat yıllar önce anlattığı bir şeyi, kendi dünyasının geçmişine sadık kalarak yeniden kullanabilmesi önemli bir ustalık. Bir de hikâyeyi Harry'nin gözünden takip ettiğimizi unutmamak gerek. Onun henüz bilmediği, anlayamadığı veya önemsemediği şeyleri biz de öğrenmiyoruz. Dünya, Harry büyüdükçe bizim için de büyüyor.

Bu da beni yıllardır süren başka bir tartışmaya götürüyor: Harry Potter bir çocuk kitabı mı? Bence yedi kitabı birbirinden bağımsız değerlendirdiğimizde bu soruya doğru cevap vermek zorlaşıyor. Çünkü karşımızda çocuklukta başlayıp yetişkinliğin eşiğinde tamamlanan, kahramanıyla birlikte olgunlaşan tek bir büyük anlatı var. Dahası, bütün bu hikâyenin merkezindeki asıl meselenin büyücülük veya iyilikle kötülüğün mücadelesi olduğunu da düşünmüyorum. Harry Potter özünde ölüm üzerine bir hikâye. Ölümden kaçmanın, kayıplarla yaşamanın, ölümsüzlüğü arzulamanın ve nihayet ölümü kabullenmenin hikâyesi. Voldemort ile Harry arasındaki en temel ayrım bile burada yatıyor. Çocukların da ölüm üzerine hikâyeler okuyabileceği elbette tartışılmaz; ancak bu temanın yedi kitap boyunca işlenişi, seriyi yalnızca çocuk edebiyatı etiketiyle tanımlamayı bana hep yetersiz hissettirdi.

Yeni dizinin nasıl bir uyarlama olacağını henüz bilmiyoruz. Filmlerin bıraktığı boşlukları doldurabilecek mi, kitapların ruhunu ne ölçüde koruyabilecek, göreceğiz. Yine de bu yeni uyarlamanın beni en çok heyecanlandıran tarafı, yıllardır tanıdığım bir hikâyeye yeniden bakmak için güzel bir bahane sunması. Şimdilik üçüncü kitabın ortalarındayım ve yolun büyük bölümü hâlâ önümde. Belki bu okuma bittiğinde bazı düşüncelerim değişecek, belki yıllardır en sevdiğim kitap olan Ateş Kadehi tahtını bir başkasına bırakacak. Ama şimdiden fark ettiğim bir şey var: Bazı hikâyeler, sonunu ne kadar iyi bilirsek bilelim, her dönüşümüzde bize anlatacak yeni bir şey buluyor.